(0262) 644 10 54
·
info@aydinhukuk.com.tr
·
Pazartesi-Cuma 09:00-18:00
Bize Ulaşın

ORMAN KADASTROSU NEDENİYLE TAPUSU İPTAL EDİLEN VEYA ORMAN SINIRLARI İÇERİSİNDE KALAN TAŞINMAZLARA İLİŞKİN YENİ DÜZENLEME: 6831 SAYILI ORMAN KANUNU EK MADDE 22’NİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Giriş

Türkiye’de uzun yıllardır devam eden ve gerek yargı mercilerinin iş yükü gerekse mülkiyet hakkı bakımından önemli tartışmalara neden olan uyuşmazlıkların başında, geçmiş yıllarda özel mülkiyete konu edilmiş taşınmazların sonradan yapılan orman kadastrosu çalışmaları sonucunda Devlet ormanı sınırları içerisinde bırakılması gelmektedir. Özellikle tapu siciline güven ilkesi kapsamında taşınmaz edinen kişilerin, aradan uzun yıllar geçtikten sonra açılan tapu iptali ve tescil davaları sonucunda mülkiyet haklarını kaybetmeleri; buna karşılık devletin de yüksek tazminat yükleri ile karşı karşıya kalması, konuya ilişkin yeni bir yasal düzenleme yapılmasını zorunlu hale getirmiştir.

Bu kapsamda, “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen Ek Madde 22, yıllardır süregelen tapu-orman uyuşmazlıklarına ilişkin köklü bir çözüm mekanizması öngörmektedir. Söz konusu düzenleme, belirli şartların gerçekleşmesi halinde orman sınırları içerisinde kalan taşınmazlara ilişkin mevcut tapu kayıtlarının geçerli kabul edilmesini, bazı durumlarda ise geçmişte Hazine adına tescil edilmiş taşınmazların eski maliklerine veya haleflerine iadesini mümkün kılmaktadır.

Düzenlemenin Ortaya Çıkış Sebepleri

Bilindiği üzere, ülkemizde farklı dönemlerde gerçekleştirilen tapulama, kadastro ve orman kadastrosu çalışmalarının birbirinden bağımsız yürütülmüş olması nedeniyle aynı taşınmaz üzerinde hem özel mülkiyet iddiası hem de devlet ormanı niteliği bulunduğu yönünde kayıtlar oluşabilmiştir. Özellikle geçmiş yıllarda tapuya bağlanmış birçok taşınmazın daha sonra yapılan orman kadastrosu sırasında orman sınırları içerisinde bırakılması sonucunda Orman Genel Müdürlüğü tarafından tapu iptali ve tescil davaları açılmış, çok sayıda taşınmaz Hazine adına tescil edilmiş veya tescil edilmek üzere kesinleşmiş mahkeme kararlarına konu olmuştur.

Bu süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından verilen çeşitli kararlarda, tapu siciline güvenerek mülkiyet edinen kişilerin mülkiyet haklarının korunması gerektiği, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde adil dengenin gözetilmesinin zorunlu olduğu ve taşınmaz maliklerinin aşırı ve olağan dışı bir külfete maruz bırakılmaması gerektiği vurgulanmıştır. Yeni düzenleme, esas itibarıyla bu içtihatların ve uygulamada ortaya çıkan sorunların bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Mevcut Tapuların Geçerli Kabul Edilmesi

Ek Madde 22’nin en önemli yeniliklerinden biri, kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılmış olmakla birlikte halen gerçek veya tüzel kişiler adına tapuda kayıtlı bulunan bazı taşınmazların mevcut tapu kayıtlarının geçerli kabul edilmesine imkân tanımasıdır.

Buna göre, Hazine adına kayıtlı olmayan ve tapu-kadastro veya imar mevzuatı kapsamında oluşturularak halen gerçek veya tüzel kişiler adına tescilli bulunan taşınmazlar bakımından, maliklerin idareye başvuruda bulunmaları ve bu başvurunun Orman Genel Müdürlüğü tarafından uygun görülmesi halinde ya da Orman Genel Müdürlüğü’nün resen yapacağı inceleme ve araştırmalar sonucunda mevcut tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi durumunda, söz konusu taşınmazlar üzerindeki tapu kayıtları bedelsiz olarak geçerli kabul edilecektir.

Bu durumda tapu sicilinde mevcut bulunan orman şerhleri terkin edilecek ve ilgili taşınmazlar hakkında artık 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri kapsamında işlem tesis edilmeyecektir. Kanun koyucunun bu düzenleme ile uzun yıllardır devam eden mülkiyet ihtilaflarını sona erdirmeyi ve tapu siciline duyulan güveni yeniden tesis etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

Kesinleşmiş Ancak Henüz İnfaz Edilmemiş Mahkeme Kararları

Düzenleme yalnızca halen tapulu bulunan taşınmazları değil, aynı zamanda tapu iptali davaları sonucunda kesinleşmiş kararların bulunduğu ancak bu kararların henüz tapu siciline infaz edilmediği durumları da kapsamaktadır.

Bu kapsamda, tapu iptaline ilişkin mahkeme kararı kesinleşmiş olsa dahi, kararın tapuda henüz uygulanmamış olması halinde taşınmazın Ek Madde 22 hükümlerinden yararlanabilmesi mümkün olacaktır. Ancak bunun için, taşınmaz malikine mahkeme kararı doğrultusunda herhangi bir bedel ödenmemiş olması veya ödeme yapılmış ise söz konusu bedelin Hazineye geri ödenmesi gerekmektedir.

Kanun burada önemli bir sınırlama da getirmiştir. Hazineye geri ödenecek tutar, taşınmazın güncel rayiç değerinden daha düşük olamayacaktır. Böylelikle geçmişte ödenmiş olan düşük tutarlı kamulaştırma veya tazminat bedellerinin iadesi yoluyla yüksek değerli taşınmazların geri kazanılmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Hazine Adına Tescil Edilmiş Taşınmazların İadesi

Düzenlemenin en dikkat çekici hükümlerinden biri, geçmişte açılan davalar sonucunda tapusu iptal edilerek Hazine adına tescil edilmiş taşınmazların belirli koşullar altında eski maliklerine iade edilebilmesine ilişkin hükümdür.

Kanuna göre, tapu iptali kararı infaz edilmiş ve taşınmaz tapuda Hazine adına tescil edilmiş olsa dahi, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde önceki malik veya onun akdi ya da kanuni halefleri tarafından başvuruda bulunulması halinde taşınmazın geri alınabilmesi mümkün olacaktır.

Ancak burada da malik lehine herhangi bir sebepsiz zenginleşme oluşmaması amacıyla, geçmişte taşınmazın bedeli karşılığında herhangi bir ödeme yapılmış ise bu ödemenin Hazineye iade edilmesi şartı aranmıştır. Üstelik geri ödenecek miktarın taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamayacağı da açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bu yönüyle düzenleme, geçmişte mülkiyet hakkını kaybetmiş binlerce kişi bakımından son derece önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

Devam Eden Davalara Etkisi

Ek Madde 22’nin uygulamaya geçirilmesi sürecinde mevcut dava dosyalarının durumuna ilişkin de özel hükümler öngörülmüştür.

Kanun uyarınca, madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar Orman Genel Müdürlüğü veya Hazine tarafından yeni dava açılması mümkün olmayacaktır. Halen görülmekte olan davalarda ise Ek Madde 22 kapsamında yürütülen işlemler bekletici mesele yapılacak ve uyuşmazlıklar bu işlemlerin sonucuna göre karara bağlanacaktır.

Ayrıca tarafların davadan feragat etmeleri veya davanın konusuz kalması halinde yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılacağı, taraflar lehine vekâlet ücretine hükmedilmeyeceği ve özellikle tapu iptali nedeniyle açılmış tazminat davalarının da konusuz kalabileceği düzenlenmiştir.

Bu hükümlerin temel amacının, tarafları uzun yargılama süreçleri yerine idari çözüm mekanizmasına yönlendirmek olduğu görülmektedir.

Düzenleme Kapsamı Dışında Tutulan Taşınmazlar

Kanun koyucu, kamu yararının üstün olduğu bazı alanlar bakımından Ek Madde 22 hükümlerinin uygulanamayacağını açıkça düzenlemiştir.

Buna göre; mera vasfındaki taşınmazlar, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde kalan alanlar, Boğaziçi Kanunu kapsamındaki taşınmazlar, özel statülü orman alanları, orman rejimine sonradan alınan bazı sahalar, yanan orman alanları, izin veya irtifak hakkı tesisi nedeniyle oluşturulan parseller ile geometrisi ve zemindeki konumu belirlenemeyen taşınmazlar bu düzenlemeden yararlanamayacaktır.

Dolayısıyla her orman kadastrosu uyuşmazlığının Ek Madde 22 kapsamında çözümleneceğini söylemek mümkün değildir. Her somut olay bakımından taşınmazın hukuki niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.

Tazminat ve Ecrimisil Taleplerinin Sınırlandırılması

Kanun koyucu, taşınmazın malikine iadesi halinde geçmiş döneme ilişkin bazı mali taleplerin ileri sürülmesini de engellemiştir.

Bu kapsamda taşınmazını geri alan kişiler, idareden herhangi bir şekilde tazminat, kullanım bedeli, ecrimisil veya gelir kaybı talebinde bulunamayacaktır. Başka bir ifadeyle kanun, mülkiyetin iadesi ile geçmişe yönelik tüm mali talepler arasında bir denge kurmaya çalışmıştır.

Bu hüküm uygulamada özellikle yüksek değerli taşınmazlar bakımından yeni tartışmalara neden olabilecek niteliktedir.

Sonuç ve Değerlendirme

6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen Ek Madde 22, son yıllarda mülkiyet hakkı alanında gerçekleştirilen en önemli yasal düzenlemelerden biri olarak değerlendirilebilir. Düzenleme ile bir taraftan ormanların korunmasına ilişkin anayasal yükümlülükler gözetilmeye devam edilirken, diğer taraftan tapu siciline güvenerek taşınmaz edinmiş kişilerin mülkiyet haklarının korunması yönünde önemli bir adım atılmıştır.

Özellikle geçmişte tapuları iptal edilen veya halen tapu iptali tehdidi altında bulunan taşınmaz maliklerine yeni bir başvuru ve hak arama imkânı tanınmış olması, uygulamada çok sayıda uyuşmazlığın sona ermesine katkı sağlayacaktır. Bununla birlikte, düzenlemenin uygulama alanının belirlenmesi, rayiç bedellerin tespiti, başvuru süreçlerinin yürütülmesi ve kapsam dışında kalan taşınmazların belirlenmesi hususlarında ciddi hukuki tartışmaların ortaya çıkması da kaçınılmaz görünmektedir.

Bu nedenle, taşınmazı orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle dava konusu edilen, tapusu iptal edilen veya halen hakkında uyuşmazlık bulunan kişilerin, hak kaybına uğramamaları adına kanunun yürürlüğe girmesini takiben öngörülen başvuru sürelerini dikkatle takip etmeleri ve somut durumlarını uzman hukukçular aracılığıyla değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır.

Benzer Konular