Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesi kapsamında ceza sorumluluğu
9 Eylül 2026
Öz
İmar mevzuatına aykırı bir inşai faaliyetin varlığı, tek başına imar kirliliğine neden olma suçundan mahkûmiyet kurulması için yeterli değildir. Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesi, belirli fiilleri ve uygulama koşullarını düzenleyerek ceza sorumluluğunun sınırlarını çizer. Bu çalışmada suçun maddi ve manevi unsurları, yapı ile bina ayrımı, failin belirlenmesi, yer ve zaman bakımından uygulama, idari yaptırımlarla ilişki ve aykırılığın giderilmesinin sonuçları incelenmektedir. Yapı kayıt belgesi ile yıkımın ceza davasına etkisi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması meselesi ayrıca değerlendirilmektedir. Çalışmanın temel yaklaşımı, çevrenin ve imar düzeninin korunmasının suçta kanunilik, kusur ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğidir.
Anahtar kelimeler: İmar kirliliği, TCK 184, ruhsatsız bina, ruhsata aykırılık, yapı kayıt belgesi, etkin pişmanlık.
Giriş
Planlı yapılaşma, sağlıklı bir çevrede yaşamanın ve yerleşim alanlarının güvenli biçimde gelişmesinin koşullarındandır. Yapı ruhsatı ve proje denetimi, bu amacın gerçekleştirilmesinde kullanılan hukuki araçlardır. İmar düzenine aykırılıklar; inşaatın durdurulması, yapının yıkılması ve idari para cezası gibi sonuçlar doğurabildiği gibi, belirli koşullarda ceza hukukunun müdahalesini de gerektirir. Bununla birlikte idari hukuka aykırılıkla suçun unsurlarının gerçekleşmesi birbirinden ayrı değerlendirmelerdir.
Uygulamada “imara aykırılık suçu” veya “imar kirliliği suçu” olarak anılan düzenlemenin kanuni adı, “imar kirliliğine neden olma”dır. Suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun topluma karşı suçlar kısmında, çevreye karşı suçlar bölümünde yer alır. Düzenleme, çevrenin korunmasıyla birlikte yapılaşmanın kamusal denetime tabi tutulmasını da destekler. Ancak bu amaç, kanunda tanımlanmayan bir davranışın genişletici yorumla cezalandırılmasını haklı kılmaz. Belediyece tespit edilmiş bir proje aykırılığı, ceza yargılamasında fiilin niteliği ve failin kusuru araştırılmadan mahkûmiyet gerekçesine dönüştürülemez.[1]
1 Suçun kanuni çerçevesi
TCK m. 184, aynı başlık altında üç farklı fiili yaptırıma bağlamaktadır. Bu fiiller, aranan izin ve gerçekleştiren kişinin konumu bakımından birbirinden ayrılır.[2]
| Hüküm | Cezalandırılan fiil | Kanuni yaptırım |
| TCK 184/1 | Yapı ruhsatı olmadan veya ruhsata aykırı bina yapmak ya da yaptırmak | 1 yıldan 5 yıla kadar hapis |
| TCK 184/2 | Ruhsatsız başlatılan inşaatın şantiyesine elektrik, su veya telefon bağlantısına müsaade etmek | 1 yıldan 5 yıla kadar hapis |
| TCK 184/3 | Yapı kullanma izni bulunmayan binada sınai faaliyete müsaade etmek | 2 yıldan 5 yıla kadar hapis |
İkinci fıkrada bağlantının, ruhsat alınmaksızın başlatılan inşaat nedeniyle kurulan şantiyeyle ilişkisi önem taşır. Her türlü abonelik işlemi bu hükümle özdeşleştirilemez. Kanunda sayılan elektrik, su ve telefon bağlantıları da kıyas yoluyla başka hizmetlere genişletilemez. Bağlantıya müsaade etme yetkisi, bu yetkinin nasıl kullanıldığı ve kişinin ruhsatsızlığa ilişkin bilgisi somutlaştırılmalıdır.
Üçüncü fıkra bakımından ise yapı ruhsatı ile yapı kullanma izni farklı belgelerdir. Bina için yapı ruhsatının bulunması, yapı kullanma izni olmaksızın sınai faaliyete müsaade edilmesini kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Buna karşılık bir binanın konut olarak kullanılması veya sıradan bir ticari faaliyetin yürütülmesi, tek başına üçüncü fıkradaki sınai faaliyet şartını karşılamaz. Faaliyetin üretim niteliği ve buna kimin, hangi yetkiyle izin verdiği belirlenmelidir.
2 Yapı ile bina ayrımı ve tadilatların değerlendirilmesi
Birinci fıkranın uygulanmasında belirleyici kavram “bina”dır. İmar Kanununun 5 inci maddesinde yapı daha geniş bir kategori olarak düzenlenirken bina; bağımsız kullanıma elverişli, üzeri örtülü, içine girilebilen ve barınma, çalışma yahut insan, hayvan veya eşyanın korunması gibi işlevleri karşılayan yapı olarak tanımlanır. Bu nedenle her bina bir yapı olmakla birlikte her yapı bina değildir. Bahçe duvarı, açık havuz veya zemin düzenlemesi gibi bir imalatın imar mevzuatına aykırılığı, ayrıca bina niteliği taşımadıkça TCK m. 184/1 bakımından yeterli olmaz.[3]
Mevcut bir binada yapılan müdahalelerde değerlendirme daha ayrıntılıdır. Ruhsatsız bir kat eklenmesi, projede bulunmayan kapalı hacim oluşturulması veya binanın alanının genişletilmesiyle boya, sıva ve basit onarım işleri aynı hukuki nitelikte değildir. Ruhsata tabi bir tadilat yapıldığının saptanması da incelemeyi sona erdirmez. Müdahalenin bina yapma niteliği, taşıyıcı sistemle ilişkisi ve yeni kullanım alanı yaratıp yaratmadığı ayrıca incelenmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 6 Kasım 2018 tarihli, E. 2015/176, K. 2018/503 sayılı kararı bu ayrımı ortaya koymaktadır. Kurul, balkon kapatma uyuşmazlığında imalatların yapım zamanı ve taşıyıcı unsurlara etkisi konusunda teknik araştırma yapılmasını istemiştir. Karar, bütün balkon kapatmalarının suç oluşturduğu veya hiçbirinin oluşturmadığı şeklinde okunamaz. İmalatın özellikleri ve eldeki deliller üzerinden değerlendirme yapılması gereğini göstermektedir.[4]
Aynı yaklaşım konteyner, prefabrik ünite ve benzeri yapılarda da benimsenmelidir. Malzemenin hafif olması veya imalatın teorik olarak sökülebilmesi, tek başına ceza sorumluluğunu dışlamaz. Zemine bağlantı, kullanım biçimi, kapalı hacim, süreklilik ve ruhsat zorunluluğu birlikte değerlendirilmelidir. Ürünün ticari adını esas alarak genel bir cezasızlık sonucu çıkarmak, bina kavramına ilişkin incelemeyi eksik bırakır.
3 Failin belirlenmesi ve sorumluluğun şahsiliği
TCK m. 184/1, binayı yapan veya yaptıran kişiyi sorumlu tutar. Dolayısıyla tapuda malik olarak görünmek, kendiliğinden suçun faili olmak anlamına gelmez. İnşaatın kimin talimatıyla gerçekleştirildiği, işi kimin üstlendiği ve fiile kimlerin hangi katkıyı sunduğu araştırılmalıdır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince, başka bir kişinin inşai faaliyetinden yalnızca mülkiyet ilişkisine dayanılarak sorumluluk üretilemez.[5]
Örneğin ruhsata aykırı bölüm tamamlandıktan sonra taşınmazı satın alan kişi, sırf satın alma ve kullanma nedeniyle önceki yapım fiilinin faili hâline gelmez. Buna karşılık satın aldıktan sonra aykırı imalatı genişleten veya yeni bir kat yaptıran kişinin kendi davranışı ayrıca değerlendirilir. Kiracının malik olmasa da izinsiz bina niteliğinde bir eklenti yaptırması mümkündür. Bu durumda malik ile kiracının durumu, sözleşmedeki sıfatlarından çok somut fiilleri üzerinden belirlenir.
Şirketler bakımından da yöneticilik, ortaklık veya imza yetkisi otomatik ceza sorumluluğu yaratmaz. Kararı alan, talimatı veren ve uygulamayı yöneten gerçek kişiler ile bunların bilgisi ve katkısı saptanmalıdır. Müteahhit, şantiye şefi ve teknik denetim görevlileri yönünden görev tanımları, fiilî yetkiler ve iştirak hükümleri önem taşır. Mesleki unvanın varlığı, TCK m. 184 kapsamındaki kusurun yerine geçmez; ayrıca özel mevzuattan doğabilecek sorumluluk saklıdır.
4 Yer ve zaman bakımından uygulama sınırları
TCK m. 184/4 uyarınca üçüncü fıkra dışındaki hükümler, belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır. Belediye sınırı ile mücavir alanın aynı anlamda kullanılmaması gerekir. Bir yere belediye hizmeti götürülmesi yahut o yerin imar denetimi bakımından belediyeye bağlı olması, cezai uygulama alanını tek başına belirlemez. Mücavir alanda ayrıca özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılır.[6]
Özel rejim bakımından yalnızca bölgenin adıyla yetinilmemeli; özel kanuni düzenleme ve taşınmazın bu düzenlemenin kapsamına girdiğini gösteren belgeler ortaya konulmalıdır. İdari sınırların değişmesi hâlinde de fiilin işlendiği zamandaki durum esas alınır. Sonradan belediye sınırına katılma, önceki bir davranışı geriye dönük olarak suç hâline getiremez. Üçüncü fıkradaki iskânsız binada sınai faaliyete müsaade etme suçu ise bu coğrafi sınırlamanın dışındadır.
Madde, TCK m. 344/1-a gereğince 12 Ekim 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce tamamlanan bir bina, yalnızca varlığını sürdürdüğü için birinci fıkranın konusu olmaz. Bununla birlikte eski binada bu tarihten sonra gerçekleştirilen yeni bir inşai müdahale ayrıca incelenir. İkinci ve üçüncü fıkralar yönünden de m. 184/6, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili açık bir uygulama istisnası getirmektedir. Eski ana yapı ile sonradan yapılan eklentinin tarihlerinin birbirine karıştırılmaması gerekir.[7]
5 Manevi unsur ve hata
İmar kirliliğine neden olma suçu kasten işlenebilir; maddede taksirli davranış için ayrıca bir suç tipi öngörülmemiştir. Birinci fıkra bakımından failin, ruhsat bulunmadığını veya imalatın ruhsata aykırı olduğunu bilerek yapım fiilini gerçekleştirmesi ya da gerçekleştirtmesi değerlendirilir. Özel olarak çevreye zarar verme amacı aranmaz. Yapının güvenli olduğunun ileri sürülmesi veya komşuların itiraz etmemesi, ruhsat denetiminin yerini tutmaz.[8]
Ruhsatın mevcut olduğu, müdahalenin izin kapsamında kaldığı veya yetkili idareden izin alındığı yönündeki savunmalar, hata hükümleri açısından incelenebilir. Ancak sözlü bir görüş, gelecekte ruhsat alınacağı beklentisi veya çevrede benzer yapılar bulunması kendiliğinden hukuka uygunluk sağlamaz. Hatanın hangi olguya ilişkin olduğu, idareyle yazışmalar ve teknik sorumluların bildirimleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Ruhsat başvurusu yapılmış olmasıyla ruhsatın verilmiş olması arasında da ayrım vardır.
6 Suç tarihi ve delillerin değerlendirilmesi
Yapı tatil tutanağının tarihi, her durumda suç tarihi olarak kabul edilemez. Tutanak, kural olarak idarenin aykırılığı tespit ettiği zamanı gösterir. Binanın veya dava konusu eklentinin ne zaman yapıldığı ayrı bir maddi vakıadır. Bu ayrım, hem maddenin yürürlük tarihi hem de zamanaşımı bakımından sonucu değiştirebilir. Eski bir binanın yakın tarihte denetlenmiş olması, imalatın da yakın tarihte gerçekleştirildiğini ispatlamaz.[9]
Sağlıklı bir değerlendirme için ruhsat ve ekleri, onaylı mimari ve statik projeler, yapı tatil tutanağı, belediye yazışmaları ve tarihli fotoğraflar birlikte incelenmelidir. Yapım tarihinin tartışmalı olduğu durumlarda hava fotoğrafları, uydu görüntüleri, önceki satış belgeleri, yüklenici sözleşmeleri, faturalar ve tanık anlatımları yardımcı olabilir. Bu belgelerin her biri aynı şeyi ispatlamaz: Tapu kaydı mülkiyeti, fatura belirli bir işlem tarihini, teknik inceleme ise mevcut imalatın niteliğini aydınlatır.
Bilirkişi raporu yalnızca “ruhsata aykırıdır” sonucunu bildirmekle yetinmemelidir. Hangi imalatın projeden ayrıldığı, ölçüleri, bina niteliği taşıyıp taşımadığı, taşıyıcı sisteme etkisi ve tarih tespitinin hangi teknik verilere dayandığı açıklanmalıdır. Suçun hukuken oluşup oluşmadığına ise mahkeme karar verir. Teknik nitelendirme ile hukuki değerlendirme birbirinin yerine geçmez.
Suç şikâyete bağlı değildir; komşunun veya belediyenin şikâyetten vazgeçmesi davayı kendiliğinden sona erdirmez. Genel görevli mahkeme, fiilin işlendiği yerdeki asliye ceza mahkemesidir. Yetişkin fail bakımından kanuni ceza üst sınırına göre olağan dava zamanaşımı sekiz yıldır. Bununla birlikte kesilme ve durma nedenleri ayrıca incelenir; sekiz yıllık süreyi yalnızca soruşturmanın başlatılmasına ilişkin bir süre olarak açıklamak doğru değildir.[10]
7 İdari yaptırımlar ve diğer suçlarla ilişki
İmar Kanununun 32 nci maddesindeki durdurma ve yıkım süreci ile 42 nci maddesindeki idari para cezası, ceza soruşturmasından farklı hukuki mekanizmalardır. Bu nedenle idari para cezasının ödenmesi ceza davasını kendiliğinden sona erdirmez; ceza davasında beraat edilmesi de her durumda idari aykırılığı ortadan kaldırmaz. Örneğin imalatın bina sayılmaması nedeniyle verilen beraat, aynı imalatın imar mevzuatı açısından tamamen serbest olduğu anlamına gelmeyebilir.
Bununla birlikte iki yaptırım alanı arasında açık bir kanuni bağlantı da vardır. İmar Kanunu m. 42, aynı fiil nedeniyle TCK m. 184 uyarınca mahkûm olanlara, bu madde kapsamında tahsil edilmiş idari para cezalarının faizsiz iadesini öngörür. Bu hüküm uygulanırken fiilin ve yaptırım muhatabının aynı olup olmadığı incelenmelidir. İdari para cezası ile adli cezanın her durumda birlikte ve kalıcı olarak uygulanacağı yönündeki genellemeler bu düzenlemeyi gözden kaçırır.[11]
Mühürlenmiş inşaatta çalışmaya devam edilmesi ayrıca TCK m. 203 kapsamında mühür bozma suçunu gündeme getirebilir. Mührün fiziksel olarak koparılmaması, koruduğu duruma aykırı davranılmadığı anlamına gelmez. Buna karşılık İmar Kanunu m. 42, yapının mevzuata uygun hâle getirilmesi amacıyla idarenin yazılı izni içinde gerçekleştirilen işlemler için özel bir hüküm içerir. Bu yüzden düzeltme veya söküm çalışmasına başlanırken idari izin kapsamı belirlenmelidir.[12]
Sit alanları ve korunması gerekli kültür varlıkları yönünden 2863 sayılı Kanun gibi özel düzenlemeler ayrıca uygulanabilir. Aynı inşai fiilin birden fazla suç hükmüne temas etmesi durumunda, ayrı fiillerin bulunup bulunmadığı ve fikri içtima hükümleri araştırılır. TCK m. 184 bakımından düşme sonucuna ulaşılması, başka bir suç yönünden de aynı sonucun doğacağı anlamına gelmez.[13]
8 Aykırılığın giderilmesi ve yıkımın etkisi
TCK m. 184/5, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılan binanın imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirilmesine özel sonuç bağlar. Koşulları gerçekleştiğinde birinci ve ikinci fıkralar nedeniyle kamu davası açılmaz; açılmış dava düşer; mahkûmiyet mevcutsa ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Üçüncü fıkra bu özel düzenlemenin kapsamında değildir. Ayrıca bu sonuç, suçun unsurlarının baştan beri bulunmadığına ilişkin beraat değerlendirmesinden farklıdır.[14]
Uygun hâle getirme, yalnızca idari para cezasının veya harcın ödenmesiyle gerçekleşmez. Ruhsat alınabilen bir bina için gerekli izinlerin tamamlanması, projeye aykırı imalatın giderilmesi veya suç konusu bölümün tamamen ortadan kaldırılması gündeme gelebilir. Sonuç, fiilî durum ile onaylı proje karşılaştırılarak doğrulanmalıdır. Başvuru yapmak veya ileride düzeltme sözü vermek, tamamlanmış uygunlaştırmanın yerini tutmaz.
Kısmi sökümün yeterli olup olmadığı da bu karşılaştırmaya bağlıdır. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 17 Ocak 2017 tarihli, E. 2015/18366, K. 2017/607 sayılı kararında, bazı yapı elemanlarının sökülmesinin ardından ruhsata uygunluğun gerçekten sağlanıp sağlanmadığının ek rapor ve idare görüşüyle araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Değerlendirme, yalnızca görünür bir değişiklik yapılmasına dayandırılmamalıdır.[15]
Yıkımı idarenin gerçekleştirmesi hâlinde ise failin katkısı önemlidir. Ceza Genel Kurulunun K. 2018/479 sayılı kararındaki yaklaşım, yıkıma karşı çıkılmaması yanında masrafların cebrî tahsil olmaksızın iradi olarak karşılanmasının araştırılması yönündedir. Öte yandan Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/11890, K. 2025/11628 sayılı kararında depremde tamamen yıkılma iddiasının ve m. 184/5 koşullarının araştırılmasını istemiştir. Bu ikinci karar, her yıkımda otomatik düşme sonucuna değil, somut koşulların incelenmesine dayanak oluşturmaktadır.[16]
Kanaatimizce bu alandaki değerlendirme, yıkımın sebebi, kapsamı, gerçekleşme zamanı ve failin davranışı açıkça ortaya konularak yapılmalıdır. Tamamen farklı nedenlerle gerçekleşen yıkımları tek bir kategoriye yerleştirmek, hem kanunun lafzını hem de kararların somut olay özelliklerini ihmal eder. Düşme talebinin teknik ve idari belgelerle desteklenmesi, yargısal denetimin niteliğini artırır.
9 Yapı kayıt belgesinin ceza sorumluluğuna etkisi
İmar Kanununun geçici 16 ncı maddesindeki yapı kayıt belgesi, belirli tarih ve koşullardaki yapıların kayıt altına alınmasına yönelik özel bir düzenlemedir. Düzenleme, 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış yapıları esas alır. Belge, yapının kullanımına yönelik hukuki sonuçlar doğurmakla birlikte yeni inşaat yapma veya mevcut aykırılığı sınırsız genişletme yetkisi vermez. Yapının yeniden yapılması ve dönüşümüyle ilişkili geçici niteliği de dikkate alınmalıdır.[17]
Ceza yargılamasında belgenin varlığı kadar, dava konusu imalatı kapsaması önemlidir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 7 Mayıs 2024 tarihli, E. 2021/33992, K. 2024/6123 sayılı kararında, aykırılığı kapsayan yapı kayıt belgesi nedeniyle TCK m. 184/5 uyarınca verilen düşme kararı esas alınmıştır. Bu yaklaşım, yapı kayıt belgesinin ceza davasında sonuç doğurabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte belgeyi her açıdan yapı ruhsatıyla özdeşleştirmek farklı hukuki alanlarda yanıltıcı sonuçlar doğurabilir.[18]
İnceleme sırasında belgenin hangi parsele ve hangi bölüme ilişkin olduğu, bildirilen alan ve kullanım türü, başvurudaki yapım tarihi ve belgenin idari geçerliliği belirlenmelidir. Belge alındıktan sonra eklenen bir katın veya büyütülen bölümün önceki kayıtla kapsandığı varsayılamaz. Gerçeğe aykırı beyan yahut belge iptali iddiası bulunuyorsa bunların sonucu da dosyaya getirtilmelidir. Belirli bir yapı hakkında alınmış belgenin komşu parseldeki veya farklı bağımsız bölümdeki imalat için kullanılması da mümkün değildir.
10 Cezanın belirlenmesi ve HAGB meselesi
Kanuni ceza aralığı ile yargılama sonunda belirlenen sonuç ceza aynı değildir. Temel ceza somut fiilin özelliklerine göre belirlenir; kanuni artırım ve indirim nedenleri ayrıca uygulanır. Sonuç hapis cezası kısa süreli hâle gelmişse TCK m. 50 çerçevesinde seçenek yaptırımlar; koşulları varsa m. 51 uyarınca erteleme değerlendirilebilir. Bu kurumlar mahkûmiyetin sonuçlarını bütünüyle ortadan kaldıran m. 184/5 ile aynı işleve sahip değildir.[19]
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması bakımından güncel genel düzenleme de önemlidir. 16 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanunun 15 inci maddesi, CMK m. 231’in beşinci ila on dördüncü fıkralarını yeniden düzenlemiştir. Metin, sonuç cezanın iki yıl veya daha az hapis yahut adli para cezası olması eşiğini ve sanığa ilişkin diğer koşulları korumaktadır. Bu genel düzenleme, imar suçuna özgü içtihat tartışmasından ayrı olarak ele alınmalıdır.[20]
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2013/4-691, K. 2014/91 ve E. 2014/4-94, K. 2014/525 sayılı kararlarında, m. 184/5’teki özel imkândan yararlanabilecek fail bakımından HAGB uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2023/493, K. 2023/12593 sayılı kararı da aynı yaklaşımı uygulamaktadır. Bu nedenle özellikle m. 184/1 yönünden, yalnızca cezanın iki yılın altında kalmasına dayanılarak HAGB beklentisi oluşturulamaz.[21]
Kanaatimizce genel HAGB hükümlerinin yeniden düzenlenmesinden, bu özel içtihat yaklaşımının kendiliğinden ortadan kalktığı sonucu çıkarılamaz. Somut olayda yürürlükteki metin, ilgili fıkra ve özel düzenlemeyle ilişki birlikte değerlendirilmelidir. TCK m. 184/3’ün, m. 184/5 kapsamı dışında kalması nedeniyle HAGB tartışmasının bütün fıkralara aynı gerekçeyle yayılması da isabetli değildir. Ceza seçenekleri incelenirken, her kurumun kendi şartları ve uygulanacağı suç tipi açıkça gösterilmelidir.
Sonuç
İmar kirliliğine neden olma suçu, çevrenin ve yapılaşma düzeninin korunmasına hizmet ederken ceza hukukunun temel güvenceleri içinde uygulanmalıdır. İmar mevzuatına aykırılık, ceza yargılamasının başlangıç noktası olabilir; mahkûmiyetin tek gerekçesi olamaz. Bina niteliği, ruhsat durumu, inşai fiili gerçekleştiren kişi, kast, yer ve zaman koşulları ayrı ayrı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Aykırılığın sonradan giderilmesi, yıkım ve yapı kayıt belgesi ise dosyanın sonucunu değiştirebilen özel olgulardır. Bu olguların yalnızca ileri sürülmesi yeterli değildir; kapsamları teknik ve idari kayıtlarla doğrulanmalıdır. İdari yaptırımlar, mühür bozma veya özel koruma mevzuatından doğan diğer suçlar da kendi şartlarıyla incelenmelidir. Böyle bir yaklaşım, hem hukuka aykırı yapılaşmayla etkili mücadeleyi hem de yalnızca kendi kusurlu fiili nedeniyle cezalandırılma güvencesini korur.
[1] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 2 ve 184. Kanun metni; 3194 sayılı İmar Kanunu, m. 5, 21, 32 ve 42. Kanun metni.
[2] 5237 sayılı TCK, m. 184/1–3. Kanun metni.
[3] 3194 sayılı İmar Kanunu, m. 5 ve 21. Kanun metni.
[4] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/176, K. 2018/503. Kararın yayımlanmış metni.
[5] 5237 sayılı TCK, m. 20, 37–40 ve 184/1. Kanun metni.
[6] 5237 sayılı TCK, m. 184/4. Kanun metni; mücavir alan ayrımı için Yargıtay Ceza Genel Kurulu, K. 2018/540. Kararın yayımlanmış ilgili bölümü.
[7] 5237 sayılı TCK, m. 7, 184/6 ve 344/1-a. Kanun metni.
[8] 5237 sayılı TCK, m. 21, 22 ve 30. Kanun metni.
[9] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/176, K. 2018/503. Yapım tarihi ve teknik incelemeye ilişkin karar metni.
[10] 5237 sayılı TCK, m. 66/1-e ve 67. Kanun metni.
[11] 3194 sayılı İmar Kanunu, m. 32 ve 42. Konsolide kanun metni.
[12] 5237 sayılı TCK, m. 203. Kanun metni; 3194 sayılı İmar Kanunu, m. 42, uygun hâle getirme işlemleri için yazılı izin hükmü. Konsolide metin.
[13] Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/493, K. 2023/12593. 2863 sayılı Kanun ile fikri içtima değerlendirmesi.
[14] 5237 sayılı TCK, m. 184/5. Kanun metni.
[15] Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 17.01.2017, E. 2015/18366, K. 2017/607. Kararın yayımlanmış metni.
[16] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, K. 2018/479; Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/11890, K. 2025/11628. Belediyece yıkım ve depremde yıkılma konularındaki kararların yayımlanmış ilgili bölümleri.
[17] 3194 sayılı İmar Kanunu, geçici m. 16. Kanun metni.
[18] Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 07.05.2024, E. 2021/33992, K. 2024/6123. Kararın yayımlanmış metni.
[19] 5237 sayılı TCK, m. 49–51, 61–62 ve 184. Kanun metni.
[20] 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul tarihi 16.07.2026, m. 15. TBMM kanun metni.
[21] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.02.2014, E. 2013/4-691, K. 2014/91 ve 25.11.2014, E. 2014/4-94, K. 2014/525; bu içtihatları uygulayan Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/493, K. 2023/12593. Karar metni.





